Arka plan
1970'lerin sonunda Türkiye'de siyasal şiddet hızla artıyor, üniversiteler sık sık saldırıların hedefi oluyordu. İstanbul Üniversitesi'nde öğrenciler, derslere ve boykotlara katılmak için örgütlü biçimde kampüse yürüyordu.
16 Mart 1978'deki Beyazıt Katliamı, bu dönemin en ağır olaylarından biri olarak anılır.
Olay
16 Mart 1978'de yürüyüş hâlindeki öğrencilerin önde giden kısmı Beyazıt'taki Eczacılık Fakültesi'nin önüne geldiğinde, öğrenci grubunun ortasına bir bomba atıldı ve ardından silahlarla ateş açıldı. Beş öğrenci olay yerinde, iki öğrenci hastanede hayatını kaybetti; kırktan fazla kişi yaralandı.
Yaşamını yitirenler Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt'tur. Tanıklar bombayı atan kişi olarak Zülküf İsot'u gösterdi; ancak İsot daha sonra arkadaşı tarafından öldürüldü ve kimse bu isim üzerinden hüküm giymedi.
Soruşturma ve yargı süreci
İlk davada 17 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi, diğer sanıklar ise sıkıyönetim mahkemesinde idam talebiyle yargılandı. Kaynaklar, mahkûm edilen tek kişinin adını farklı veriyor; bu hüküm de Askerî Yargıtay tarafından bozuldu ve 1982'de beraat sonucu doğdu.
Avukatların kimliklerini belirlediği yeni sanıklarla 1995'te ikinci bir dava açıldı. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Ekim 2008'de zamanaşımı gerekçesiyle davayı düşürdü; karar Mart 2010'da Yargıtay tarafından onandı. Avukatlar ve insan hakları örgütleri, olayın örgütlü bir suç ve insanlığa karşı suç olduğunu, bu nedenle zamanaşımının işlememesi gerektiğini savundu.
Bugün
Her yıl 16 Mart'ta Beyazıt'ta anma yapılıyor. Katliamın sorumluları yargı önünde belirlenmedi; dosya 2010'da resmen kapandı. Yaşamını yitiren yedi öğrenci, Türkiye'nin yakın tarihindeki cezasızlık tartışmalarının simge isimleri arasında anılmaya devam ediyor.