Arka plan
Abdulvahap Timurtaş, 1962 doğumlu, Cizre kökenli bir adamdı. 1993 yazında Şırnak'ın Silopi ilçesi ve çevresi, Irak ve Suriye sınırlarına yakınlığı nedeniyle yoğun güvenlik operasyonlarına sahne oluyordu. Bu dönemde çok sayıda kişi gözaltına alınıp kayboldu; Timurtaş davası bu kayıp dosyalarından biri olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşındı.
Olay
Timurtaş, 14 Ağustos 1993'te Silopi'ye bağlı Yeniköy yakınında, bir Suriye vatandaşıyla birlikte Silopi ilçe jandarmasına bağlı askerlerce yakalandı. Daha sonra tutulduğu söylenen kişiler, onu gözaltında en az 45 gün boyunca gördüklerini anlattı. Mahkeme, kayıp olduğu sırada Timurtaş'ın yetkililerce PKK faaliyeti nedeniyle aranan biri olduğunu da kaydetti.
Babası Mehmet Timurtaş, Ekim 1993'te Silopi savcısına başvurarak oğlunun akıbetini sordu. Jandarma komutanlığı, Abdulvahap'ın gözaltına alınmadığını ve adının kayıtlarda bulunmadığını bildirdi. Savcılık dosyayı kapattı.
Yargı süreci
Aile, iç hukukta sonuç alamayınca önce Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na, ardından Mahkeme'ye başvurdu. 13 Haziran 2000'de Mahkeme, uzun süreli ve kayıtsız bir gözaltının ardından Timurtaş'ın öldüğünün kabul edilmesi gerektiğine karar verdi. Mahkeme yaşam hakkının (Madde 2), özgürlük hakkının (Madde 5) ve etkili başvuru hakkının (Madde 13) ihlal edildiğini, ayrıca babasının çektiği acı nedeniyle Madde 3'ün de ihlal edildiğini belirledi. Mahkeme, aradan geçen sürenin tek başına belirleyici olmadığını, ancak kaybolan kişinin ölümünün varsayılmasında önem taşıdığını vurguladı.
Mahkeme, tazminata hükmetti; ancak Abdulvahap Timurtaş'ın akıbeti, cenazesi ve sorumlular hâlâ aydınlatılmış değil.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu tür davalarda kaybolan kişinin cenazesi bulunmasa bile, kişinin devlet görevlilerinin elinde olduğu ve ardından hiçbir haber alınamadığı durumda, yetkililerin makul bir açıklama getirmemesini ölüm karinesinin dayanaklarından biri sayıyor. Aynı kararlarda devlete, kayıp iddialarını hızlı ve etkili biçimde soruşturma yükümlülüğü de hatırlatılıyor. Bu ilke, 1990'lardaki Güneydoğu'da yaşanan kayıp dosyalarının hukuki çerçevesini belirleyen temel referanslardan biri hâline geldi.
Bugün
Timurtaş/Türkiye kararı, 1990'ların zorla kaybetme dosyalarında, kayıtsız gözaltı sonrası ölümün varsayılabileceği ilkesini pekiştiren kararlardan biri olarak anılıyor. Aile ve insan hakları örgütleri, Timurtaş'ın akıbetinin açıklanmasını talep etmeyi sürdürüyor.
Aile açısından kaybın üzerinden onlarca yıl geçmiş olması, acının ve belirsizliğin sürdüğü anlamına geliyor. Bu tür dosyalar, devletin sorumluluğunun kayıtlı bir ceza yargılamasıyla değil uluslararası bir mahkeme kararıyla belirlendiği örnekler olarak da anılıyor.