Arka plan
Üzeyir Kurt, 1993'te Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Ağıllı köyünde yaşıyordu. O yıllarda Güneydoğu Anadolu'da güvenlik güçleri ile PKK arasındaki çatışmalar köylere de uzanıyor, birçok köy operasyonlara ve zorunlu boşaltmalara sahne oluyordu. Bu dönemde çok sayıda kişi gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayacak biçimde kayboldu. Kurt'un durumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınan ilk ve en çok bilinen zorla kaybetme davalarından biri oldu.
Olay
Kurt'un annesi Koçeri Kurt'un başvurusuna göre, 24 Kasım 1993 öğle saatlerinde askerler köylüleri okul bahçesinde topladı ve Üzeyir'i aradı. Üzeyir bulunamayınca askerler, oğlunun yengesinin evine gidip onu oradan götürdü. Üzeyir'in geceyi köyde askerlerle bir evde geçirdiği, annesinin onu en son 25 Kasım'da askerlerin ve korucuların arasında, yüzünde morluklarla gördüğü başvuruda yer alıyor. Daha sonra ondan hiç haber alınamadı.
Yetkililer, Kurt'un gözaltına alındığını reddetti. Resmî savcılık kararında, olayın PKK tarafından işlenmiş olabileceğine dair görüşe yer verildi ve Bismil savcısı 21 Mart 1994'te görevsizlik kararı verdi. Köylüler sonradan köyü terk ederek Bismil'e göç etti.
Yargı süreci
Ülke içi yollardan sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurdu. Mahkeme, 25 Mayıs 1998 tarihli kararında, Kurt'un devlet güçlerince alıkonulduğunun kabul edilebileceğini, ancak ölümüne dair kesin kanıt olmadığını belirterek Madde 2'nin ihlal edildiğine hükmetmedi. Buna karşılık Madde 5 (özgürlük hakkı) bakımından, alıkonmanın kayıt altına alınmamasının "özgürlük hakkının en ağır ihlallerinden biri" olduğuna karar verdi. Ayrıca soruşturma yürütülmemesi nedeniyle Madde 13'ün, annenin yıllarca süren belirsizlik ve yetkililerin kayıtsızlığı nedeniyle çektiği acı yüzünden Madde 3'ün ihlal edildiğini tespit etti.
Karar, zorla kaybetme davalarında hem kaybolanın hem de yakınlarının haklarının korunması bakımından önemli bir içtihat olarak kabul ediliyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu tür davalarda kaybolan kişinin cenazesi bulunmasa bile, kişinin devlet görevlilerinin elinde olduğu ve ardından hiçbir haber alınamadığı durumda, yetkililerin makul bir açıklama getirmemesini ölüm karinesinin dayanaklarından biri sayıyor. Aynı kararlarda devlete, kayıp iddialarını hızlı ve etkili biçimde soruşturma yükümlülüğü de hatırlatılıyor. Bu ilke, 1990'lardaki Güneydoğu'da yaşanan kayıp dosyalarının hukuki çerçevesini belirleyen temel referanslardan biri hâline geldi.
Bugün
Üzeyir Kurt'un akıbeti hâlâ bilinmiyor. Kurt/Türkiye kararı, Türkiye'nin kayıp dosyalarına ilişkin etkili soruşturma yükümlülüğünün hatırlatılmasında sık anılıyor ve kayıp yakınlarının hak arayışının hukuki dayanaklarından biri olarak gösteriliyor.
Kurt ailesi için karar, yıllar süren belirsizlikte uluslararası bir mahkemenin yaşadıklarını tanıması anlamına geldi; ancak Üzeyir'in nerede olduğu sorusu yanıtsız.