Arka plan
Kemal Kılıç, 1990'ların başında Şanlıurfa'da gazetecilik yapan ve aynı zamanda İnsan Hakları Derneği (İHD) Urfa şubesinin yönetiminde görev alan bir muhabirdi. Özgür Gündem gazetesinin Urfa temsilciliğini yürütüyordu; bölgede gazetenin dağıtımına yönelik saldırıların arttığı bir dönemde çalışıyordu.
Kılıç, 23 Aralık 1992'de valiliğe gönderdiği basın açıklamasında kendisinin, bir meslektaşının ve gazetenin dağıtımcısı ile şoförünün can güvenliğinin korunmasını istedi. 11 Ocak 1993'te yaptığı yeni açıklamada, gazete satan ve dağıtanlara yönelik saldırıların acil koruma taleplerine rağmen sürdüğünü belirtti. Bu çağrılar sonuç vermedi; kaynaklara göre Kılıç hakkında valiyi aşağılama gerekçesiyle ayrıca dava açıldı.
Kılıç'ın çalıştığı gazete, o yıllarda bölgede dağıtım ve çalışma koşulları bakımından büyük güçlüklerle karşı karşıyaydı; basın çalışanları hem tehditlerle hem de hukuki kovuşturmalarla uğraşıyordu.
Kılıç'ın kardeşi de cinayetin ardından uluslararası başvuru yolunu kullanan kişi oldu; AİHM'de görülen dava onun başvurusu üzerine açıldı.
Olay
Kemal Kılıç, 18 Şubat 1993 akşamı bürodan evine dönerken Külünçe köyü yolunda silahlı kişilerce öldürüldü. Saldırının, kendisini izleyen kişilerce yolda beklenerek gerçekleştirildiği aktarılıyor.
Sonraki yıllarda cinayette kullanılan tabancanın, başka bir davada yargılanan bir örgüt üyesinde ele geçtiği belirlendi. Buna karşın Kılıç cinayeti nedeniyle hiç kimse mahkûm edilmedi.
Kılıç'ın ölümünden önce bölgede Özgür Gündem çalışanlarına ve dağıtımcılarına yönelik saldırılar, gözaltılar ve tehditler yaygındı. Gazete çalışanlarının bir kısmı da benzer biçimde öldürüldü. Bu nedenle Kılıç'ın koruma talepleri, tek bir kişinin başvurusundan çok, bir meslek grubunun içinde bulunduğu risklerin dile getirilmesi olarak da değerlendirildi.
Soruşturma ve yargı süreci
Ailesi iç hukukta sonuç alamayınca dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşıdı. Mahkeme, 28 Mart 2000'de Kılıç - Türkiye kararını verdi. Karar, devlet makamlarının Kılıç'ın yaşamına yönelik gerçek ve yakın riski bildiği hâlde onu korumak için makul önlemleri almadığını, ayrıca cinayetin etkili biçimde soruşturulmadığını saptadı. Mahkeme, Sözleşme'nin 2. maddesinin (yaşam hakkı) ve 13. maddesinin (etkili başvuru hakkı) ihlal edildiğine hükmetti ve aileye tazminat ödenmesine karar verdi.
Karar, Türkiye'nin güneydoğusunda 1990'larda yaşanan ve aydınlatılamayan gazeteci cinayetlerine ilişkin en sık anılan örneklerden biri oldu.
Bugün
Kemal Kılıç cinayetinin failleri yargı önünde belirlenemedi. Basın özgürlüğü kuruluşları ve meslek örgütleri, Kılıç'ı 1990'larda öldürülen gazeteciler arasında anıyor; vaka, gazetecilerin korunma taleplerinin yanıtsız kalmasının sonuçlarına dair bir örnek olarak değerlendiriliyor.
Dosya, devletin yalnızca saldırıyı önlemekle değil, yaşanan ölümü etkili biçimde soruşturmakla da yükümlü olduğunu hatırlatan örnekler arasında anılıyor. Kılıç'ın adı, her yıl öldürülen gazetecilere ilişkin anmalarda yeniden dile getiriliyor.