Arka plan
Lazım Esmaili ve Askar Simitko, İran'ın Urmiye bölgesinden gelen, Türkiye'de yaşayan iki Kürt'tü. Basında ve resmî belgelerde adları farklı yazılıyor; en yaygın yazımla Esmaili'nin adı Lazım'dır. Haberlerde ve Susurluk raporunda iki adam, Türkiye'de ticari faaliyet yürüten ve istihbarat çevreleriyle ilişkili olduğu öne sürülen kişiler olarak anılıyor; bu iddiaların bir kısmı resmî raporlara, bir kısmı ise dönemin yetkililerinin açıklamalarına dayanıyor.
Cinayet, 1996'daki Susurluk kazasından yaklaşık yirmi iki ay önce işlendi; sonradan kamuoyuna yansıyan belgeler nedeniyle devlet-siyaset-organize suç ilişkilerinin tartışıldığı büyük dosyanın parçalarından biri sayıldı.
Olay
MİT raporuna dayanan anlatımlara göre iki adam 14 Ocak 1995 akşamı İstanbul Ataköy'deki bir otelin kumarhanesine gitti ve 15 Ocak gecesi saat 03.45 sularında oradan ayrıldı. Yolda polis yeleği giymiş ve telsiz taşıyan kişilerce durduruldular; kendilerine sahte bir polis kontrol noktası kurulduğu belirtiliyor.
Adamların cesetleri 28 Ocak 1995'te İstanbul Silivri'de Kerevir Deresi'nde köylüler tarafından bulundu. İki kişi çok sayıda kurşunla öldürülmüştü. Ölüm nedeni dışında ayrıntıya girmek bu metnin amacı değildir.
Soruşturma ve yargı süreci
Soruşturmanın seyri yıllar boyunca değişti. Sonradan yapılan iddianamede, kod adı "Yeşil" olan Mahmut Yıldırım'ın adamların kaçırılması ve öldürülmesinden sorumlu olduğu öne sürüldü. İddianameye göre, şüpheliler Esmaili'nin kardeşinden yüksek miktarda para aldı, yakınları bir banka hesabına da para yatırdı; buna rağmen iki adam öldürüldü. Bunlar iddianame ifadeleridir ve yargı sürecinde kesinleşmiş bir sonuca bağlanmadığı sürece suçlama olarak anılmalıdır.
MİT yetkilisi Mehmet Eymür, Susurluk skandalının bu cinayetle başlayan zincirin sonucu olduğunu öne sürdü. Ona göre iki adam, İran istihbaratı içinde MİT adına çalışıyordu ve uyuşturucu kaçakçılığı yüzünden öldürüldü. Bu anlatım, resmî ve gayriresmî kaynaklarda farklı değerlendiriliyor.
Bugün
Cinayetin tam olarak kim tarafından, hangi gerekçeyle işlendiği hakkında kamuoyunu tatmin eden kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor. Dosya, Susurluk soruşturmasının bir parçası olarak anılıyor ve devlet kurumlarının ilişkilerine dair soruların cevapsız kalmasının örneklerinden biri sayılıyor.
İki adamın ölümü, onlar hakkında ortaya atılan iddialardan bağımsız olarak, aydınlatılması gereken bir cinayet olarak kayda geçmiştir.
Cinayetin işlendiği yöntem, yani sahte bir polis kontrol noktasının kurulması, olayın planlı biçimde gerçekleştirildiğini düşündürüyor. İki adamın ölümünden sonra yaşanan gelişmeler ve MİT raporunda yer alan bilgiler, 1996'daki Susurluk kazasından sonra gündeme geldi ve bu cinayet, o zincirin ilk halkalarından biri olarak yeniden okundu. Ailelerin yargı süreciyle ilgili beklentileri ise büyük ölçüde karşılanmadı.