Arka plan
Hayrettin Eren, 1970'lerin gençlik hareketinin içinde yer almış bir gençti. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve aranan biri hâline geldi. Darbe sonrasında binlerce kişi gözaltına alınırken gözaltı kayıtları çoğu zaman tutulmuyor, yakınları haber alamıyordu.
Eren, kaybolduğunda 26 yaşındaydı. Ailesi, onu bugün hâlâ aramaya devam ediyor.
Olay
Kaynaklara göre Eren, 21 Kasım 1980'de bir arkadaşıyla birlikte İstanbul Saraçhane'deki Haşim İşcan Pasajı çevresinde gözaltına alındı. Önce Karagümrük karakoluna, ardından aynı operasyonda gözaltına alınan sekiz kişiyle birlikte Gayrettepe'deki Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube'ye götürüldü.
Annesi Gayrettepe'ye gittiğinde, oğlunun kullandığı babasına ait aracı Siyasi Şube'nin avlusunda gördü; buna karşın polis ona böyle birinin gözaltında olmadığını söyledi. Aynı operasyonda gözaltına alınan sekiz kişi, savcıya verdikleri ifadede Eren'in kendileriyle birlikte tutulduğunu belirtti.
Soruşturma ve yargı süreci
Ailenin yaptığı tüm başvurulara aynı yanıt verildi: Eren gözaltına alınmamıştı, hâlâ aranıyordu. Gözaltında görenlerin ifadelerine rağmen resmî makamlar gözaltı olduğunu kabul etmedi.
Aile ve Cumartesi Anneleri/İnsanları, yıllar içinde olayın aydınlatılması için başvuruda bulundu; yargı süreci etkili bir sonuca ulaşmadı. Cumartesi Anneleri, Eren'in dosyasını her yıl kasım ayında yeniden gündeme getiriyor.
Bugün
Hayrettin Eren'in akıbeti kırk yılı aşkın süredir bilinmiyor. Yakınları, birden fazla görgü tanığı bulunmasına rağmen sorumluların cezasızlıkla korunduğunu söylüyor. Eren'in kardeşi İkbal Eren, olayın aydınlatılması çağrısını yinelemeye devam ediyor.
Vaka, zorla kaybetmelerin Türkiye'deki en erken örneklerinden biri olarak anılıyor ve arşivlenmesinin amacı unutulmamasını sağlamak.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ailelerin 27 Mayıs 1995'te İstanbul Galatasaray Meydanı'nda başlattığı sessiz oturma eylemidir. Eylem 1999'da ara verdikten sonra 2009'da yeniden başladı ve her hafta yinelenerek bir dosyayı o haftanın gündemine taşıyor. Aileler, zorla kaybetmenin süregelen bir ihlal olduğunu, dolayısıyla zamanaşımıyla kapatılmaması gerektiğini savunuyor.
Darbe sonrası dönemde sıkıyönetim uygulaması nedeniyle gözaltı süreleri uzundu ve gözaltı kayıtları düzenli tutulmuyordu. Bu durum, ailelerin yakınlarının nerede olduğunu öğrenmesini ciddi biçimde zorlaştırdı. Hayrettin Eren dosyası da bu belirsizlik ortamında, resmî makamların gözaltını kabul etmemesiyle kilitlendi.
Bu sayfa, Hayrettin Eren'in kaybedilişini basında ve insan hakları örgütlerinin açıklamalarında yer alan bilgilerle özetliyor. Resmî makamlar gözaltını kabul etmediği için, anlatılanların büyük bölümü ailenin ve tanıkların ifadelerine dayanıyor. Amaç, kaybedilen bir gencin adını ve hikâyesini hatırlamak, akıbetinin açıklanması çağrısına yer vermektir.
Eren'in ailesi, yıllar içinde oğullarını aramaktan vazgeçmedi. Kardeşi, Cumartesi Anneleri'nin kasım aylarındaki oturma eylemlerinde söz alarak kendisiyle ilgili tanıkların ifadelerini bir kez daha hatırlattı. Aile, gözaltında görüldüğüne dair birden fazla tanık bulunmasına rağmen dosyanın kapalı kalmasını, hakikatin açığa çıkmasının önündeki en büyük engel olarak görüyor.