Arka plan
Rıdvan Karakoç, 1995 yılının başında İstanbul'da gözaltına alındıktan sonra kaybedilen kişilerden biridir. Dosyası, aynı yıl yaşanan Hasan Ocak olayıyla birlikte anılır; çünkü iki aile, kayıp yakınlarını ararken aynı savcılık dosyalarında karşılaşmıştı.
Karakoç'un ailesi, onu aramaya İstanbul'daki resmî kurumlarda başladı ve uzun süre bir yanıt alamadı.
Olay
Rıdvan Karakoç 15 Şubat 1995'te gözaltına alındı ve ardından kayboldu. 2 Mart 1995'te Beykoz'un Bozhane köyünde, Mahmut Şevket Paşa yolu üzerinde bir ağacın altında cansız bedeni köylüler tarafından bulundu. Beden Adli Tıp Kurumu'na gönderildi ve kimliği belirlenemediği için Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı'na defnedildi.
Kardeşi Mehmet Karakoç, 30 Mayıs 1995'te cenazeyi tanıdı. Beden mezardan çıkarılarak Gaziosmanpaşa'daki aile mezarlığına yeniden defnedildi. Bu süreçte Ocak ailesi, kayıp oğullarını ararken Karakoç dosyasına Beykoz Cumhuriyet Savcılığı'nda rastlamıştı.
Soruşturma ve yargı süreci
Aile ve İnsan Hakları Derneği'ne göre savcılık yıllar boyunca fiilen yalnızca 'daimi arama kararı' yazılarıyla yetindi; ailenin sunduğu deliller değerlendirilmedi. Dosya, kardeşi Hasan Karakoç'un ifadesiyle otuz bir yıl Beykoz Adliyesi'nin raflarında bekledi.
Eylül 2026'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle dosyada kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Cumartesi Anneleri ve İHD'nin İstanbul Gözaltında Kayıplar Komisyonu karara itiraz etti. İtirazın dayanağı, zorla kaybetmelerde zamanaşımının kişinin akıbeti tam olarak aydınlatıldığında başlaması gerektiğini söyleyen BM sözleşmesi; ancak Türkiye bu sözleşmeye taraf değil.
Bugün
Rıdvan Karakoç'un dosyası, 1990'larda gözaltında kaybedilenlere ilişkin dosyalarda zamanaşımı uygulamasının simgesel örneklerinden biri hâline geldi. Cumartesi Anneleri, 516. hafta dahil birçok kez onun için adalet istedi. İtiraz sonucu, benzer dosyaların da yazgısını etkileyebilecek bir emsal olarak izleniyor.