Arka plan
Rıdvan Özden, 1990'lı yılların ortasında Mardin Jandarma Alay (İl) Komutanlığı görevini yürüten bir albaydı. Mardin ve çevresi, o yıllarda silahlı çatışmaların ve devlet kayıtlarına faili meçhul olarak geçen çok sayıda cinayetin yaşandığı bölgeler arasındaydı.
Olay
Resmî kayıtlara göre Özden, 14 Ağustos 1995'te Mardin'in Savur ilçesine bağlı Ormancık köyü kırsalında, PKK'lıların açtığı ateş sonucu iki korumasıyla birlikte hayatını kaybetti. Genelkurmay Başkanlığı da 2008'deki bir basın bilgilendirmesinde Özden'in çatışmada ön saflarda yer aldığını belirtmişti. Cenazesi İstanbul'da Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi.
Ailesi, ölümünden sonra yıllar boyunca resmî açıklamaların dışında kalan sorular sordu. Bu sorular, 2008'den itibaren basında 'faili meçhul cinayetler' tartışmasıyla birlikte yeniden gündeme geldi.
Soruşturma ve yargı süreci
Dosyayla ilgili ilk işlemler yerel düzeyde yürütüldü: aktarılan bilgilere göre Savur Cumhuriyet Başsavcılığı 2 Temmuz 1996'da yetkisizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'na gönderdi.
2008'de savcılığa gelen bir ihbar mektubunda, Özden'in 'Bıçak' adı verilen bir yapıya itiraz ettiği ve ölümünün bu nedenle ilişkilendirilebileceği öne sürüldü. Bu iddialar doğrulanmış değildir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı dosyanın bir örneğini Ergenekon davasına da göndermişti.
2012'de İstanbul'da yetkili savcı, ölümün koşullarının araştırılması için mezarın açılmasına karar verdi. Kemikler Adli Tıp Kurumu'na götürüldü. Aile avukatına göre rapor, merminin alından değil başın üst kısmından girdiğine işaret ediyordu; aile ve avukatlar raporu yetersiz bularak itiraz etti.
Dosya sonraki yıllarda bir sonuca bağlanmadı. Aktarılan haberlere göre soruşturma, 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle 2025'te düştü; bu bilgi tek bir kaynaktan aktarıldığından resmî belge ile doğrulanması gerekir.
Özden'in eşi Tomris Özden, dosyanın aradan yaklaşık on yedi yıl geçtikten sonra İstanbul'daki özel yetkili savcılığa gönderildiğini anlattı. İhbar mektubunda anılan olay, 5 Kasım 1994'te Savur'daki Pınardere yolunda dört öğretmenin öldürülmesiydi; mektup, Özden'in bu olayla ilgili bir toplantı yaptığını öne sürüyordu. Bu da yalnızca bir iddia olarak kayıtlara geçti.
Bugün
Özden'in ölümü, resmî anlatım ile ailenin sorularının birbirinden ayrıldığı vakalar arasında anılıyor. Ölüm koşullarına ilişkin iddialar yargı önünde kanıtlanmadı; resmî açıklama ise bir silahlı saldırıda şehit olduğunu belirtiyor. Bu yüzden vaka, hem anma hem de aydınlatılmamış sorular nedeniyle arşivde yer alıyor.
Kamuoyunda 'şehit' olarak anılan bir subayın ölüm koşullarının sorgulanması, hassas bir konu olarak ele alındı. Bu nedenle yazıda yalnızca resmî kayıtlar, ailenin ve savcılığın dile getirdiği somut işlemler yer alıyor; doğrulanmamış iddialar yalnızca iddia olarak anılıyor.