Arka plan
Nisan 2010'da İzmir, birbirini izleyen üç gün içinde işlenen üç silahlı saldırıyla sarsıldı. Saldırıların ortak özelliği, kurbanların her birinin tek bir kurşunla öldürülmüş olmasıydı. Bu nedenle basın faile kısa sürede "tek kurşun katili" adını taktı. Kurbanlar birbirini tanımıyordu; aralarında bir banka çalışanı ile bir üniversite öğrencisi de vardı. Olaylar kentte geniş bir endişe yarattı, gece yürüyüşü yapanlar ve genç kadınlar özellikle tedirgin oldu.
Şüpheli, Balçova'da uzun yıllardır yaşayan, daha önce adli sicil kaydı bulunmayan genç bir adamdı. İzmir, Çeşme ve Bodrum'da garsonluk yapmıştı.
Olaylar, İzmir'in yakın tarihinde en çok konuşulan ceza dosyalarından biri oldu. Soruşturma, gerek hızı gerekse kamera ve telefon kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi yönüyle kamuoyunda uzun süre tartışıldı. Kurbanların aileleri ise kayıplarıyla baş başa kaldı; bu nedenle vaka, sayılardan çok yitirilen yaşamlar üzerinden anılmalıdır.
Olay ve soruşturma
İlk saldırı 25 Nisan 2010'da, eve yürüyerek dönen bir kadına yönelik gerçekleşti. Ertesi gün aynı yöntemle bir mimarlık öğrencisi hayatını kaybetti. Üçüncü saldırı üçüncü günde bir başka kişiye yönelik gerçekleşti. Polis ilk iki olayda kullanılan merminin aynı silahtan çıktığını belirledi ve olayların bağlantılı olduğu sonucuna vardı.
Kısa sürede kurulan geniş bir polis ekibi güvenlik kamerası görüntülerini inceledi, kurbanların cep telefonlarının izini sürdü. Soruşturmayı hızlandıran unsurlardan biri, şüphelinin çalınan bir telefonu satarken verdiği bilgiler ve olay anında giydiği, dikkat çekici bir montun görüntülere yansımasıydı. Şüpheli otobüsle İzmir'den Bodrum'a gitti ve 29 Nisan 2010 sabahı erken saatlerde bir pansiyonda yakalandı. Üzerinde bulunan tabancanın üç olayda da kullanıldığı balistik incelemeyle saptandı.
Basına yansıyan ifadelerinde şüpheli, para sıkıntısı yaşadığını ve kurbanları rastgele seçtiğini söyledi.
Soruşturmada şüphelinin, kurbanlardan birine ait telefonu satarken verdiği adres ve isim bilgileri polisi bir restoran çalışanı olarak geçmişine götürdü; bu iz, kamera kayıtlarıyla birleştirilince arama kısa sürede daraldı. Şüphelinin Bodrum'a gitmesinin nedeni olarak eski sevgilisini öldürmeyi planladığını söylediği haberlere yansıdı; bu, polisin müdahalesiyle gerçekleşmeden önlendi.
Yargı süreci ve bugün
Dava İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Mahkeme 2013'te Hamdi Ayri'yi üç ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı; ayrıca ruhsatsız silah bulundurmaktan da ceza verildi. Yargıtay karara onay verdi ve hüküm kesinleşti.
Vaka, İzmir'in yakın dönem suç tarihinde ve Türkiye'de seri cinayet olarak anılan az sayıdaki dosyadan biri olarak hatırlanıyor. Polisin bu kadar kısa sürede şüpheliye ulaşması, teknik takibin ve kamera kayıtlarının önemini gösteren bir örnek olarak sık anılır. Aileler için ise yitirilen yaşamların yerini hiçbir hüküm dolduramadı; vaka bugün anma ve farkındalık amacıyla arşivlenmektedir.
Şüpheli, yargılama boyunca tutuklu kaldı. Mahkeme, olayları üç ayrı kasten öldürme olarak değerlendirdi.