Arka plan
2013 yazında İstanbul'daki Gezi Parkı protestoları Türkiye'nin pek çok kentine yayıldı. Hatay'ın merkez ilçesi Antakya'da da gösteriler ve polis müdahaleleri sürüyordu. Bu süreçte yaşamını yitiren kişilerden biri, Armutlu Mahallesi'nde ölen genç adam Ahmet Atakan oldu. Atakan'ın 22 ya da 23 yaşında olduğu belirtilir; kaynaklar yaşında farklılaşır.
Olay
Atakan, 10 Eylül 2013'te Antakya'nın Armutlu Mahallesi'nde, protestolara yönelik polis müdahalesi sırasında hayatını kaybetti. Gösteri, Gezi eylemleri sırasında ölen bir başka genç için anma niteliği taşıyordu. Ailesi ve çevresindekiler, Atakan'ın başına polisin attığı bir gaz kapsülü isabet ettiğini söyledi. Resmî açıklamalarda ise bir çatıdan düştüğü belirtildi.
Olay yerinde ve çevresinde bulunan gaz kapsülleri soruşturmanın merkezine yerleşti. Ekim 2013'te hazırlanan bir jandarma kriminal raporu, kapsüllerdeki maddenin kan olmadığını ifade etti. Ancak 29 Kasım 2018'de Adli Tıp Kurumu'nun hazırladığı raporda, kapsüllerdeki kanın Atakan'a ait olduğu, DNA eşleşmesinin yüzde 99,99 olduğu bildirildi. Aynı raporda yaralanmaların düşmeyle de oluşabileceği, kapsülün isabet edip etmediğinin ancak yargısal soruşturmayla belirlenebileceği vurgulandı.
Bu raporun ardından dosyadaki tartışma, kapsülün isabet edip etmediği sorusunda düğümlendi. Adli Tıp, yaralanmaların düşmeyle de açıklanabileceğini belirttiği için kesin bir sonuca varılması ancak ceza davasında tanıkların, kapsüllerin ve görüntülerin birlikte değerlendirilmesiyle mümkün olabilirdi; bu aşamaya hiç gelinmedi.
Soruşturma ve yargı süreci
Rapor sonrası Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı, yedi polis hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin istedi. Valilik izin vermedi; gerekçe olarak raporun delil niteliği taşımadığını belirtti. Ailenin itirazı da bölge idare mahkemesi tarafından reddedildi. Dosya ayrıca Anayasa Mahkemesi'ne taşındı.
Basında yer alan haberlere göre Anayasa Mahkemesi 2025'te yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmetti ve aileye tazminat ödenmesine karar verdi. Ardından savcılık, olayı taksirle öldürme olarak değerlendirerek dosyayı zamanaşımı bürosuna gönderdi; polisler hakkında dava açılmadı. Babası bu durumu, hukukun işlemesini engellemek için her şeyin yapıldığı şeklinde eleştirdi.
Bugün dosya, sorumluluğun ceza yargılamasında hiç tartışılmaması nedeniyle Türkiye'de Gezi sürecinde yitirilen yaşamlar konusunda sıkça anılan örneklerden biridir. Kapsülün isabet edip etmediği sorusu yargı önünde cevaplanmış değildir.
Atakan'ın ailesi, valiliğin izin vermemesine ve davanın açılmamasına rağmen başvuru yollarını tüketmeye devam etti. Anayasa Mahkemesi kararı, devletin yaşam hakkını etkili biçimde soruşturma yükümlülüğü bakımından önemli görüldü.
Dosyanın seyri, ceza yargılamasının hiç başlamaması nedeniyle yıllarca süren hukuki mücadelenin ağırlıklı olarak idari izin ve anayasal başvuru yolları üzerinden yürümesine yol açtı. Atakan'ın ölümü, aynı dönemde yaşamını yitiren diğer gençlerle birlikte Gezi anmalarında her yıl anılmaktadır. Ailenin talebi, olayın tüm delilleriyle birlikte bağımsız bir mahkemede görülmesidir.